Sera işçileri 8 Mart’ta da çalışmak zorunda
ANTALYA - Bir saatlerini dahi kendilerine ayıramayan sera işçisi kadınlar, 8 Mart günü de çalışmak zorunda olduklarını belirterek, "İmkanlar el vermiyor" dedi.
Antalya’da seralarda çalışan kadınlar, tüm dünyada hazırlıkları süren 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde de çalışmak zorunda. İşçilerden Esra Yılmazoğlu, 6 yıl öncesine kadar Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde ailece pamuk ektiklerini ancak artan maliyetlerden dolayı zarar ettiklerini ve buraya göç ettiklerini belirtti. Ailesinin 10 kişiden oluştuğunu kaydeden Esra Yılmazoğlu, sabah saat 07.00’de iş başı yaptıklarını ve 8 saatlik çalışmanın karşılığının bin 100 TL olduğunu aktardı. Esra Yılmazoğlu, “Aldığımız ücretle emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Eğer başka bir iş daha yapmasak geçinemeyiz. Oruçlu olmamıza rağmen çalışıyoruz. Bazen bitkin duruma geliyoruz. Şu an havalar serin olduğu için sera altında çalışmak daha iyi. Havalar ısındığında naylon altında çalışmak daha da zorlaşıyor” diye belirtti. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün önemli bir gün olduğunu ancak çalışmak zorunda olduğu için katılamayacağını söyleyen Esra Yılmazoğlu, “Pirsûs’ta iken nadiren de olsa katılıyordum. Şimdi de katılmak isterdim ama imkanlar el vermiyor” dedi.
13 YILDIR SERACILIK YAPIYOR
13 yıldır sera işi yaparak ailesini geçiren Cemile İnanç (52), serada çalışmanın zorluklarını şöyle anlattı: “Kışın soğuk ve çamurundan geçilmiyor, yazın ise sıcaktan dolayı sera altında durulmuyor. Artık havalar ısınmaya başladı ve sabah saat 05.00 ile 06.00’da çalışmak zorundayız. Saat 09.00-10.00 gibi de bırakmak zorundayız. Çünkü sıcağın altında çalışılamıyor. 13 yıl önce ekonomik nedenlerden dolayı buraya geldim. Kızımla çalışıyoruz. Eşim engellidir. Burada kendimize tarla kiralıyor ve geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz. Başkasının işini yapacağıma kendi işimi yapıyorum. Oruçlu halimle hem ilaç pompasını sırtlayıp serayı ilaçlıyorum hem de eve gidince ekmek pişiriyor ve yemek yapıyorum. Böyle olunca bitkin düşüyorum. Bir işçi tutsam maliyeti çok olur ve bana bir şey kalmaz, bu nedenle kendim yapıyorum. Çünkü maliyet artmış ve her geçen gün artmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı. 8 Mart mitinglerine katılmak istediğini ancak evde tek çalışan olduğu için katılamadığını söyleyen Cemile İnanç, “Kadınlar da erkekler gibi aynı haklara sahiptir. En çok çalışan kadınlar ama yine de en çok zulüm gören kadınlar. Bu kabul edilemez. Kadınla erkek eşittir” diye belirtti.
HEM SERADA HEM EVDE ÇALIŞIYOR
Antalya’da dünyaya gelen ve 3 yıldır serada çilek işiyle uğraşan Hasret Sarı (29), “Antalya denince kimileri için akla yaz aylarında deniz, otel ve tatil yapmak gelirken, biz naylon altında çalışarak kavrulan insanlarız. Yazın sıcaktan, kışın çamurdan geçilmiyor” dedi. Çilek işinin genellikle kadınlar tarafından yapıldığını ifade eden Hasret Sarı, çalıştığı bir günü şöyle özetledi: “Sabah kahvaltıdan sonra çocukları okula bırakıyorum. Ondan sonra çilek toplamaya gidiyorum. Öğle oldu mu yemek hazırlayıp, tekrar okula gidiyorum. Tekrar bahçeye, akşam yine okul ve yemek. Akşamları çocukların ödevleriyle uğraş. Bir bakıyorsun sana zaman kalmamış. Bazen günün yorgunluğundan akşam yemeği yemediğim de oluyor. Ev temizliği ertesi güne kalıyor. Seraya gitmediğimde de evde temizlik yapıyorum.”
'KADIN ERKEĞE MUHTAÇ OLMASIN'
8 Mart Kadınlar Günü’nün erkek egemen zihniyet tarafından sıradanlaştırılmaya çalışıldığının altını çizen Hasret Sarı, “Erkek şiddeti, cezasızlıktan kaynaklanıyor. Çünkü birkaç ay cezaevinde kaldıktan sonra bırakılıyor ve bu şiddeti tekrar kadına uyguluyor. Kadınlar buna karşı dayanışma içinde olmalıdır ve okuyup kendi ayakları üzerinde durabilmelidir. Erkeğin eline muhtaç olmamalıdır. Kadınlar kendilerine güvenmelidir. Kadınlar kendilerine güvendi mi başaramayacağı bir iş yoktur” ifadelerini kullandı.
'GİDER ÇOK KAZANÇ AZ'
50 yıl önce Riha’nın Wêranşer ilçesinden Antalya’ya göç eden Şerife Keş (52), ilk başlarda tarım ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalıştıklarını, son 30 yıldır da icar yöntemiyle tarla kiralayıp serada çilek yetiştirdiklerini söyledi. İşçi tutmak yerine kendilerinin çalıştığını dile getiren Şerife Keş, “Gübresinden ekimine, ilaçlamasına kadar her şeyi kendimiz yapıyoruz. Ekim ayında çilekleri ekiyoruz. Havanın sıcaklığına bağlı olarak bazen Mart ayına, bazen de Haziran ayına kadar sürüyor. Ancak maliyet her geçen gün artıyor” dedi. Serada çalışma koşullarının çok zor olduğunu anlatan Şerife Keş, “Günde 8 saat eğilerek çalışıyorsun. Herkes bu işi yapamaz. İleride bel fıtığı ve diz kireçlenmesine neden olabiliyor. Bu kadar zor bir iş olmasına rağmen karşılığını alamıyoruz. Kışın fırtına oldu mu sera zarar görüyor. Bu yıl öyle oldu. Yaşanan ekonomik kriz ortada. Gider çok, kazanç az. Geçen yıllarda 20 dönüm ekiyordum ancak şimdi 5 dönüm ekebildim. Son iki yıldır zordayız ve böyle giderse bu işi bırakacağız. Hem serada hem de evde çalışan kadınların iş yükü çok fazla. Çocuklarım küçükken hem onlara bakmak hem tarlaya bakmak çok zordu. Ondan dolayı iki defa kanser hastalığına yakalandım ve bu hastalığı atlattım” diye belirtti.
8 MART KADINLAR GÜNÜNE HİÇ KATILMADI
8 Mart etkinliklerine hiç katılmayan Şerife Keş, şöyle devam etti: “Açıkçası katılmak isterdim. Böyle bir günün bize ait olmasını isterdik. O günü çalışarak ya da evde çocuklarımıza bakarak geçiriyoruz. Kadınların kendilerini ifade edememe sorunu var. Aile içinde şiddete maruz kalıyorlar. Kadınların ifade özgürlüğü yok. Kadınlar şiddet gördüğü zaman gidecek bir yerleri yok. Eşleri desen ayrı bir sorun, babasının evi desen ayrı bir sorun, devlete desen ayrı bir sorun. Devletin kadınları korumak için geliştirdiği bir şey yok. Kadın şiddet gördüğü zaman karakola gidiyor ama ertesi gün şiddet uygulayan erkek bırakılıyor. Bu nedenle kadın bir kez daha gidip karakola şikayet etmekten korkuyor. Artık kadınlar öldürülmesin.”
MA / Mehmet Güleş