Suriye’den çıkış: Üçüncü Dünya Savaşı'nın başlangıcı

img
 
HABER MERKEZİ - PKK Lideri Abdullah Öcalan, Suriye’den çıkarak İmralı’ya uzanan sürecin NATO’nun en büyük Gladio operasyonu olduğunu belirterek, uluslararası komplonun Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlangıcı olduğunu vurguladı. 
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkmasıyla başlayan uluslararası komplo, 24’üncü yılını geride bıraktı. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) koordinatörlüğünde 1985’te NATO Gladiosu ve Almanya tarafından devreye konulan, 1990’larda İngiltere, 1996’dan itibaren İsrail ve Yunanistan ile devam eden uluslararası komplo, 1998’lerde Suudi Arabistan, Mısır, İran, Suriye, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Fransa, İtalya, Hollanda, Rusya ve son olarak 1999’da İsviçre ve Kenya’nın ortaklığında 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirilmesiyle devam etti. İmralı Adası’nda özel dizayn edilen İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne getirilen Abdullah Öcalan, 23 yıldır ağır tecrit koşullarında tutuluyor. 
 
PKK Lideri, her ne kadar Türkiye’de tecrit koşullarında tutulsa da ABD istihbarat örgütü Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) komploya dair “Terörizme karşı bir operasyon başarısı” açıklaması, ABD’nin koordinatörlüğünü doğruladı. Uluslararası komploda ABD ve NATO Gladiosu’nun rolüne değinen Abdullah Öcalan, İmralı’da tutulmasını da “Ben Türkiye’nin değil, uluslararası komplonun mahkumuyum” tespitinde bulundu. 
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan, “Demokratik Uygarlık Manitestosu”nun 5’inci cildi olan “Kürt Sorunu ve Demokratik Uygarlık Çözümü” kitabında, “Büyük Gladio Komplosu” başlığı altında komplonun başlangıcı olan Suriye’den çıkışını, uluslararası güçlerin rolünü ele aldı.   
 
NATO-GLADİO OPERASYONUYLA BAĞLANTISI 
 
Suriye’den çıkışın NATO-Gladio operasyonuyla bağlantılı olduğunu belirten Abdullah Öcalan, TSK’deki ayrışma ve Gladio’yu dikkate almadan bu operasyonun doğru yorumlanamayacağının altını çizdi. Suriye’den çıkışı öncesi iki kesim arasında rekabetin baş gösterdiğini ifade eden Abdullah Öcalan, “28 Şubat 1997 darbesinin ikilemini doğru kavramadıkça, olup biteni tam anlayamayız. Darbecilerin bir kanadı gerçekçi bir barış önerisi ile bize yaklaşmıştı. Sanırım arşivimizde buna ilişkin belgeler vardır. Tıpkı Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’ın yaklaşımında olduğu gibi, ciddi olduklarına ve barış istediklerine ikna olmuştum. Darbe içinde darbeye de bu barışçı ve siyasi çözüm yanlısı tutum yol açmıştı. Şimdi gayet açıkça ortaya çıkmıştır ki, o dönemde yani yakalanmama kadar, İsrail ve ABD kesinlikle barış ve siyasi çözümden yana değildi. Düşük yoğunluklu da olsa, savaşın devamını ve Kürt sorununun çözümsüz kalmasını ısrarla istemekteydiler. Ortadoğu’nun kontrolü, özellikle Irak’ın düşürülmesi için buna şiddetle ihtiyaçları vardı. Ancak bu yolla Türkiye’yi pasifize edip kendi planlarını uygulayabilirlerdi. Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit bu planlara dikkat etmedikleri, daha Anadolucu, millici ve Kürt sorununda barışçı ve siyasi çözümcü yaklaşım gösterdikleri için düşürülmüşlerdi. Düşürülmelerinin ölümle sonuçlanıp sonuçlanmaması savaş yanlıları için o kadar önemli değildi. Zaten savaşın içindeydiler. Savaşla sonuna kadar devam ederek, önlerine çıkan her engeli devirip amaçlarına ulaşmak istiyorlardı. Buna Kürt gerçekliğinin askeri yoldan tamamen tasfiyesi, bir nevi soykırım da dahildi. Hegemonik güçler klasik İttihat ve Terakkici çizginin devamı olan bu anlayışın arkasında durmadıkça, asla başarı şansları olamazdı. Onlar da bunu bildikleri için ABD, İngiltere ve İsrail’in desteğine mutlak gereksinim duyuyorlardı. 1998’de Suriye’den çıkışımda bu destek sağlanmıştı” dedi. 
 
1990’ların başında ABD ve İngiltere’nin, 1996’da da İsrail’in mutlak desteğinin alındığını söyleyen Abdullah Öcalan, “Genelkurmay Başkanlığı görevini devralan Doğan Güreş’in İngiltere’ye ilk gezisini yapıp geri döndüğünde, ‘PKK’nin tasfiyesi için bize yeşil ışık yakılmıştır’ demesi bu gerçeği ifade eder. Daha sonraki süreçte sadece Kürtlere ve PKK’ye yönelik imha saldırılarıyla yetinilmediğini, Cumhurbaşkanını katletmeye, hükümet değişikliklerine, ordu içi tasfiyelere, topluma yönelik pasifikasyon hareketlerine, bir dizi aydın ve işadamına yönelik suikastlara, kitlesel katliamlara ve medyanın teslim alınmasına varana kadar hangi korkunç olaylar ve çatışmaların sahnelendiğini iyi bilmekteyiz. Eksik olan şey, tüm bu olayların zincirleme bağlantılar içinde olduğunu anlamaktır. NATO’ya girişinden 1998’e kadar Türkiye’nin yaşadığı tüm önemli siyasi ve sosyal olayların temelindeki kalın NATO-Gladiocu çizgiyi görmeden, hiçbir önemli olayı, çatışmayı ve suikastı doğru olarak çözemeyiz. Özde halkların özgürlük, eşitlik ve demokrasi isteklerine karşı bir NATO’cu savaş açılmış ve bu savaşın son halkasına 1998’deki Suriye’den çıkışım eklenmiştir” diye belirtti. 
 
HESAPTA OLMAYAN ATİNA YOLCULUĞU 
 
Suriye’den çıkışında önünde iki yol olduğunu, Yunanlı heyet ile yapılan görüşmeler üzerine rotanın Atina’ya çevrildiğini belirten Abdullah Öcalan, “Suriyeli yetkililerin sorunu çok acil çıkış yapmamdı. Fakat Avrupa’ya çıkışımdan pek de rahat görünmüyorlardı. Bu konuda alternatif yaratmamaları kendilerinin ciddi kusurudur. Atina’ya çıkış aslında hesapta yoktu. Bir fırsattı ve oradaki dostların ciddiyetine inanarak bu fırsatı değerlendirmekten kaçınmadım. Eğer karşılaştığım tablodaki gibi olduklarını bilseydim, kesinlikle çıkış yapmazdım. Burada sorulması gereken soru şudur: Yunanistan’da da çok güçlü olduğu bilinen Gladio bölümü mü acaba bu çıkış senaryosunda rol oynadı? Bu konunun araştırılması gerekiyor. Türkiye’ye teslim edilmemde ABD’nin Türk yönetimiyle sağladığı uzlaşmada, Yunanlılarla olan sorunların çözümünde ilke anlaşmasına varılmış, en azından bu doğrultuda söz alınmış olması ihtimal dahilindedir. Özellikle Ege ve Kıbrıs sorununun çözümünde bu yönde niyet belirtmeleri kuvvetli bir ihtimaldir. Türkiye’nin bu konuda sınırsız tavizkâr tutum içinde olduğu mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır” diye konuştu. 
 
‘DOSTLAR ORTALIKTA YOKTU’
 
Suriye’de 9 Ekim’de bindiği uçağın Atina’ya inmesiyle Yunan İstihbarat Teşkilatı eski üyesi Savvas Kalenderidis ile karşılaştığını kaydeden PKK Lideri, “Kalenderidis uzun süre Türkiye’de de kalmış olan NATO’da görevli bir subaydı. Aynı görevi İsveç’te de sürdürmüştü. Yunan Gladio’sundan olma ihtimali vardı. Oldukça dost görünüyordu. Aramızda ilginç bir kurye de vardı. Bazı NATO belgelerini bana sızdırmıştı. Güven yaratmak için de böyle davranmış olabilir. Kendisi beni aynı havaalanında bir odada bekleyen havacı general ve İstihbarat Şefi Stavrakakis’in yanına götürdü. Stavrakakis, âdeta ‘Nuh der peygamber demez’ bir tavırla, geçici bile olsa Yunanistan’a giriş yapamayacağımı söyledi. Sözleştiğimiz dostlar ortalıkta yoktu. Tesadüfen devreye Moskova’daki ilişkimiz Numan Uçar girdi. Bir Yunan özel uçağıyla yönümüzü Moskova’ya çevirdik. Liberal Demokrat Parti Başkanı Vladimir Jirinovski’nin yardımıyla Moskova’ya inmeyi, o sırada ekonomik kaos yaşayan Rusya’ya giriş yapmayı başardık. Fakat bu sefer karşımıza Rus İç İstihbarat Şefi çıktı. O da ‘Nuh der peygamber demez’ havasındaydı. O koşullarda Rusya’da kalamazdık. Yaklaşık 33 gün sözde gizli kaldım. Bu süre içinde hem İsrail Başbakanı Ariel Şaron, hem de ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright Rusya’ya gelmişlerdi. Rusya’da Yevgeni Maksimoviç Primakov başbakandı. Hepsi de Yahudi kökenliydi. Ayrıca dönemin Türkiye Başbakanı Mesut Yılmaz da devredeydi. Sonunda Mavi Akım Projesi ve 10 milyar dolarlık IMF kredisi üzerinde anlaşarak, Rusya’dan ayrılmamı sağladılar” şeklinde anlattı. 
 
66 GÜN SÜREN ROMA GÜNLERİ
 
Bir sonraki rotanın Roma olduğunu aktaran Abdullah Öcalan, şunları söyledi: “Bu sefer İtalyan istihbaratının senaryosuyla bir bölümü hastanede geçen, 66 gün sürecek Roma günlerimiz başladı. Dönemin Başbakanı Massimo D’Alema’nın tavrı dürüst ama yetersizdi. Siyasi güvenceyi tam verememişti. Durumumuzu yargıya terk etti. Buna öfkelenmiştim. İlk fırsatta İtalya’dan çıkma kararlılığındaydım. D’Alema son demecinde, İtalya’da dilediğim kadar kalabileceğimi belirtmişti. Ama bu bana zoraki bir tavır gibi geldi. Bu arada yanılmıyorsam ortak bir Arap girişimi oldu. Açıklamadıkları bir yere götürmek istediklerini söylediler. Resmiyeti ve güvencesi olmadığından kabul etmedim.”
 
RUSYA’YA İKİNCİ GİDİŞ 
 
Abdullah Öcalan, Rusya’ya ikinci gidişi kabul etmediğini belirterek, “Rusya’ya ikinci sefer gidişim hataydı. Ama bu hatada Numan Uçar’ın laçka tavrının rolü vardı. Bu kişinin içyüzünü halen tam bilemediğim tavrına güvenerek yola çıktım. İçyüzünü bilseydim, kesinlikle Roma’dan çıkış yapmazdım. Yanıltılmıştım. Bu sefer Rus İç İstihbaratı beni gidişin Ermenistan’a olacağına ikna ettikten sonra havaalanına götürdü. Sanırım hazırlanan senaryo gereği havaalanında Ermenistan işinin yattığını, istersem bir haftalığına Tacikistan’a gidebileceğimi, bu bir hafta içinde alternatif yaratabileceklerini söylediler. Beni bir nevi aldatarak, bir kargo uçağıyla Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’ye indirdiler. Bir hafta hiç çıkmadan bir odada bekledik. Moskova’ya tekrar döndük. Mecburen tekrar Yunanlı dostlara başvurduk. İki gün içinde hayli maceralı, karlı soğuk bir Moskova gününden sonra yönümüzü tekrar Atina’ya çevirdik” diye anlattı. 
 
OLYMPOS TANRILARININ OYUNLARI 
 
Olympos tanrılarının oyunlarına geldiğini dile getiren Abdullah Öcalan, “Havaalanının VIP salonundan giriş yaptım. Giriş yapmamla Cehennem Tanrısı Hades’in amansız takibinin başlaması bir oldu. Dostum Nagzakis’in eski çağın büyücü kadınlarına benzeyen kaynanasının epey dağınık evinde bir gece kalabildim. O geceden sonra bir nevi ölüm kampına doğru gidiş başladı. Tümüyle Hades devredeydi. Söylenen ve yapılan her şey sahteydi. Dürüst unsurlar yok muydu? Vardı, fakat hepsi modernite canavarı karşısında çaresizdi. Afrika’ya doğru yola çıkışta bu sefer Mandela figürü etkili oldu: Moskova’ya doğru yola çıkışta Lenin figürünün etkili olması gibi. Güya Güney Afrika’ya gidecek, hem sağlam diplomatik ilişki kuracak hem de resmi geçerli pasaport alacaktım. 
 
YUNAN DEVLETİ SAHTEKÂRLIĞI
 
Yunan devleti sahtekârlığı, bu oyunda da başarılı olmuştu. Aslında tarih boyunca Yunan halkının demokrasisinin bu sahtekâr tarafından hep aldatıldığını ve büyük trajedilere duçar edildiğini bilerek yaklaşmalıydım. Dostluklara çocuk saflığıyla inanmam, bu tavrımda etkili oldu. Yunanistan’dan çıkış sırasında her iki havaalanına gidişte içinde olduğum arabanın şoförleri ayıkıp kendime gelmem ve gitmemem için yoğun çaba harcadılar. Büyük bir komplonun yürürlükte olduğunu belirtmek için ellerinden geleni yapma dürüstlüğünü gösterdiler. Muhtemelen onlar da alt düzey istihbarat memurlarıydı. Birincisi arabayı uçağa çarptırarak gidişi engelledi. İkincisi ise arabayı gizli geçmemiz gereken havaalanına yakın yerde 7 sefer dakikalarca bozulmuş süsü vererek durdurdu. Verilen sözlere o kadar güvenmiştik ki, hiç ayıkmadım. Tersine, bir an önce kaderde ne varsa görmek için aceleyle gitmek istiyordum.”
 
NATO’NUN GİZLİ VE GERÇEK YÜZÜ 
 
Burada bindiğini uçağın Gladio’nun gizli operasyonlarda kullandığı uçak olduğunu belirten Abdullah Öcalan, “Yalnız ondan önce bir de Minsk seferimiz vardı. Nairobi’ye gitmeden önce Minsk üzerinden Hollanda’ya geçiş yapacaktım. Yine özel uçakla Minsk’in dondurucu soğuğu altında 2 saatten fazla bekledim. Beklenen uçak gelmedi. Beyaz Rusya havaalanı polisleri uçağı dakikalarca kontrol ettiler. Bir ihtimal ve belki de son fırsat olarak beni Minsk Havaalanına bırakacaklardı. Gerisi Beyaz Rusya yönetiminin insafına kalmıştı. İlginç olan odur ki, o sırada Türk Milli Savunma Bakanı İsmet Sezgin de Minsk’e bir ziyarette bulunmuştu. Beklenen uçak gelmeyince, güya son fırsat da kaçmış oldu. Geriye dönüş bir nevi ‘beyaz ölümdü’. Gladio uçağı Akdeniz üzerinden süzülürken, sonraki yorumumla bu gidişi Yahudi soykırımında kurbanların tren seferleriyle taşınmasına benzetmiştim. Şahsımda bir halka uygulanan soykırım rejiminin en kritik dönemine girilmişti. NATO’nun gizli ve gerçek yüzünü bu seferler sırasında gördüm. Minsk’ten dönerken, uçağın herhangi bir Avrupa havaalanına inmemesi için 24 saatlik alarm verilmişti. Anlaşılıyor ki, o dönemde tek isyankâr devlet olan Beyaz Rusya’nın Minsk Havaalanı dışında inişi kabul edecek tek bir havaalanı bırakılmamıştı” dedi. 
 
NAİROBİ’DE 'VUR EMRİ’ VERİLMİŞTİ
 
Nairobi’de, “Uzun süre emre itaatsizlikten çatışma süsü verilmiş bir ölüm”, “CIA’nin bir dediğini iki etmeden emrine girmem ve teslim olmam” ve “Çoktan hazırlanmış Türk özel savaş timlerine teslim edilmem” şeklinde önüne üç yol konulduğunu söyleyen Abdullah Öcalan, şöyle anlattı: ”Nairobi’deyken yanımda bulunan kişilerden Dilan tedirgin bir ruh hali içindeydi. Düşüncelerini tam açıklasaydı ve sivil toplum örgütlerini harekete geçirebilseydi, belki de komplo kısmen bozulabilir veya boşa çıkarılabilirdi. Kendisinin bir tabancayla kendimizi savunmayı önermesini yadırgamıştım. Bu bizim ve benim için intihar demekti. İntihara niyetim yoktu. Israrla silahı üzerimde taşımam için son ana kadar etrafımda fır dönüyordu. Silah üzerimde olsaydı ve çekmeye çalışsaydım, bu tavır kesinlikle ölüm demek olacaktı. Daha sonra sorgulama sırasında, silah kullanmam halinde vur emri olduğu söylenmişti. Elçilikten çıkmamın da ölüm demek olduğunu söylediler. En akıllı tavrı aldığımı belirttiler. Ne kadar doğruyu söylediler, bilemeyiz.
 
15 günlük Nairobi sürecinde Yunan Büyükelçisi George Kostoulas’ın tavrı anlaşılmaya değer. Acaba kullanılmış mıydı? Yoksa çok önceden planın bir parçası olarak mı hazırlanmıştı? Kendim bunu çözemedim. Teslim edilmemden önce kendi ikametgâhı olan eve hiç gelmedi. Elçilikten bir nevi zorla çıkarılmak istenmem yüzünden, Nairobi zebanisine biraz sert çıkıştı. Ama bu tavrı sahtekârca da olabilir. Bu sefer de güya Hollanda’ya gidiş için Pangalos (Yunanistan eski Başbakanı) Teodoros Pangalos) izin çıkarmıştı. Buna pek inanmamıştım. Çünkü Yunan özel timleri evden çıkmamam halinde zorla saldırıp çıkarmak için pusuda bekliyorlardı. Kenya polisi de aynı şeyi yapmaya hazırlanmıştı. Tabii Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gidiş çoktan bir aldatılış öyküsü olarak kalmıştı. Kiliseye, BM’ye sığınma gibi öneriler hep kuşkuluydu. Çıkmamakta diretmiştim.”
 
NATO TARİHİNİN EN ÖNEMLİ OPERASYONU
 
Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a uzanan operasyonun ABD dışında hiçbir güç tarafından düzenlenemeyeceğini vurgulayarak, şöyle devam etti: “Türk özel savaş güçlerinin (Bu güçlerin başkanı General Engin Alan’mış) bu süreçteki rolü sadece beni uçakla İmralı’ya, o da kontrollü olarak taşımaktı. Süreç kesinlikle NATO tarihinin en önemli operasyonunun gerçekleştirildiği bir süreçti. Bu o kadar açıktı ki, gidilen yerlerde hiç kimse aykırı bir tavır sergileyemiyordu. Sergileyenler anında etkisizleştiriliyordu. Büyük Rusya bile çok açık bir biçimde etkisizleştirilmişti. Yunanlıların tavrı zaten her şeyi açıklamaya yetiyordu. Roma’da kaldığım evin içinde ve dışında alınan güvenlik tedbirleri durumu oldukça açıklayıcıydı. Tutsaklığa özgü olağanüstü tedbirler almışlardı. Dışarıya adım bile attırmadılar. Özel güvenlik timleri odamın kapısına kadar her yeri 24 saat kontrol altında tutuyorlardı. 
 
BOP’UN KİLİT ADIMLARI
 
D’Alema Hükümeti sol demokrat bir hükümetti. D’Alema tecrübesizdi,  kendisi yalnız başına karar alamadı. Tüm Avrupa’yı dolaştı. İngiltere ona kendi öz kararını alması gerektiğini belirtti; kendisine pek dayanışma göstermedi. Brüksel’in tavrı net değildi. Sonuçta yargıya havale edildik. Bu tavırda Gladio’nun etkisini görmemek mümkün değildi. Zaten İtalya Gladio’nun en güçlü olduğu ülkelerden biriydi. Berlusconi tüm gücünü harekete geçirmişti. Kendisi Gladio’nun adamıydı. İtalya’nın beni kaldıramayacağını bildiğim için ayrılmak zorunda kalmıştım. Tabii Türkiye bunun karşılığında ABD ve İsrail’in en güvenilir ama en uydu ülkesi haline getirilmişti. Çılgınca küreselleştiği iddia edilen süreç, aslında Türkiye’nin küresel finans kapitalizmine peşkeş çekilmesi öyküsünden başka bir şey değildi. Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilişinin kilit adımlarından biri ve ilki bana yönelik olan operasyondu. Ecevit’in ‘Öcalan’ın niçin teslim edildiğini bir türlü anlamadım’ demesi boşuna değildi. Birinci Dünya Savaşı nasıl Avusturya Veliahdının bir Sırp milliyetçisi tarafından vurulmasıyla başlatıldıysa, bir nevi Üçüncü Dünya Savaşı da bana yönelik operasyonla başlatılmıştı. Operasyondan sonraki süreci anlamak için operasyon öncesinde ve sırasında olup bitenleri iyice anlamak gerekir.” 
 
SAVAŞ GERÇEKLİĞİNİN ANLAŞILMASI
 
ABD Başkanının Özel Danışmanı General Galtieri’nin operasyonu Clinton’ın emriyle yönettiklerini açıkladığını hatırlatan Abdullah Öcalan, “Üçüncü Dünya Savaşı meselesine gelince, Irak, Afganistan, Lübnan, Pakistan, Türkiye, Yemen, Somali ve Mısır başta olmak üzere belli başlı ülkelerde olup bitenlerin bilançosunun çoktan Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındaki bilançoları birçok yönden aşmış olması, bu savaşın gerçekliğinin anlaşılması için yeterlidir. Zaten nükleer silahlar nedeniyle ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın parçalı olacağı, uzun bir sürece yayılacağı ve değişik teknolojilerle yürütüleceği anlaşılır bir husustur. NATO’nun son Lizbon Zirvesi, ABD’nin İran etrafındaki ablukayı derinleştirmesi, ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın seyri hakkında gereken bilgiyi vermektedir” dedi. 
 
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI’NIN MERKEZİ 
 
Üçüncü Dünya Savaşı’nın gerçek olduğunu ve ağırlık merkezinin Ortadoğu coğrafyası ve kültürel ortamı olduğuna dikkat çeken Abdullah Öcalan, “Sadece ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın yoğunluk merkezi olan Irak’ta yaşananlar bile buradaki savaşın bir ülke ile ilgili olmadığını, dünya hegemonik güçlerinin çıkarları ve varlığı ile ilgili olduğunu gayet iyi açıklamaktadır. Bu savaş ancak İran’ın tamamen etkisizleştirilmesi, Afganistan ve Irak’ın istikrara kavuşturulması, Çin’in ve Latin Amerika’nın tehdit olmaktan çıkarılmasıyla sonlandırılabilir. Dolayısıyla savaşın daha ortalarındayız. Kesin bir şey söylemek sosyal bilimler açısından doğru olmasa da, savaş en az on yıllık (NATO’nun son stratejik planları da on yıllık bir süreyi öngörmektedir) bir süre daha devam edebilir. Bazen diplomasi, bazen şiddet yoğunlaşacaktır. Gündeme şiddetli ve kontrollü ekonomik krizlerle müdahale edilecektir. Alanların önceliği değişecek, ama şöyle veya böyle savaş komple olarak birçok alanda cereyan edecektir. Ancak savaşın bu temel doğası göz önüne getirildiğinde, bana yönelik 1998 operasyonunun neden uluslararası çapta yürütüldüğü ve NATO’nun en büyük Gladio operasyonu olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Şüphesiz büyük savaşlarda hep hegemonik güçler kazanmazlar, halklar da çok şey kazanabilirler. Hatta hegemonik güçler sistemsel kaybedebilir, halklar sistemsel kazanabilirler” değerlendirmesinde bulundu.
 
YARIN: Büyük Gladio Komplosu: İmralı süreci
 
MA / Özgür Paksoy

Diğer başlıklar

18:08 Yenilik Partisi Genel Başkanı Yılmaz’a bıçaklı saldırı
17:58 Abdullah Öcalan'ın avukatlarının yargılandığı dava ertelendi
17:40 Çepni: Ekolojistler doğayı devletten koruyor
17:40 Öcalan için CPT önünde eylem
17:11 HDP’li Dündar: Çözüm de çare de HDP’dedir
16:56 Kenanoğlu: Yenilenebilir enerji alanlarını felakete dönüştürdünüz
16:47 Fail erkeğin avukatı katliamı HDP ve Kandil’e bağladı
16:42 Adalet Nöbeti'nde ‘pişmanlık’ dayatmasına tepki
16:40 Kayıp yakınları serbest kürsüde buluştu
16:34 Kayıp yakınlarından Şenyaşar ailesine destek ziyareti
16:04 Fatma Yılmaz’ın cenazesi toprağa verildi
16:02 İranlı öğrencilerden ortak çağrı: Gericiliği yok etmeye kararlıyız
15:47 Fincancı ve Yıldız’a özgürlük çağrısı
15:36 Açlık grevindeki tutuklu yakınları savcıyla görüştürülmedi
15:17 DTK Eşbaşkanı Öztürk: Muhalefet de tecridin parçası
14:40 Emniyet kayıtlarında 'firari' korucular görev başında iddiası
14:29 Gazeteci Süer’in Roboski fotoğrafına Leica-BarTur ödülü
14:03 İran’daki genel grev 3’üncü gününde
14:02 Katledilen Bahar Hezer için açıklama: Takipçisi olacağız
13:49 Kadın Akademisi Üyesi Aras’ın dosyasına birleştirme talebi
13:47 Wan’da İnsan Hakları Haftası programı
13:32 2022'de Ortadoğulu kadınlar ilham oldu
13:05 ‘Asgari ücret 12 bin 500 TL’ye çıkarılsın’
11:42 Şenyaşar ailesinin pankartları resmi araçlarla kapatıldı
11:34 Sincar Davası: Meclis sorumluluğunu yerine getirmeli
11:25 Adalet Nöbeti’ni tutan aileler: Çocuklarımıza borçluyuz
10:38 Gençler tecridi protesto etti
10:32 HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu: Tecrit kırılmadan sorunlar çözülmeyecek
10:23 Part time öğrencilik!
10:20 'Türkiye’nin Rojava’ya saldırıları dünya güvenliği için büyük tehdit'
10:13 HPG'den 'kayıp şehit'e dair açıklama
09:24 İran’ın baskısından kaçan gazeteci: Çalışmama izin verilmedi
09:20 Demokratik Modernite hakikate ışık tutuyor
09:18 İlaçlar Türkiye’ye gelmiyor: Yoksunluk değil ilaç kıtlığı
09:11 Erdoğan’a barınak tepkisi: Zannettiğiniz gibi sıcak değil
09:09 Piroğlu: Kürt halkına düşmanlık iktidarın varoluş gerekçesi
09:08 Yürüyüş çağrısı: Halk tecridi kırabilir
09:07 ‘Erkek devlet zihniyetine kadınlar son verecek’
09:04 DGD Başkanı Daş: Adımızı kullanan dernekler Kürt oylarını pazarlıyor
09:02 Barolara Abdullah Öcalan çağrısı: Hukukun uygulanması savunmanın teminatıdır
09:00 07 ARALIK 2022 GÜNDEMİ
06/12/2022
23:04 Koç: Savaşın sürdürülmesi için komplolar yaratılıyor
22:22 Gençlik Komünleri üyesi Sönmez gözaltına alındı
21:22 MHP’li başkanı beraat ettiren mahkeme: Mağdurdan beklenilecek davranışlar değil
20:55 Milletvekiline saldıran AKP’li Işık’a oturum cezası
20:36 Wan Barosu’ndan kadınlara regl izni
20:33 İnsan Hakları Haftası'nda fotoğraf sergisi
20:21 Altıparmak: Sansür Yasası kamusal alana yapılan bir operasyondur
20:04 Qoser’de adliye önünde kavga: 1 ölü, 11 yaralı
19:49 Yargıtay Selçuk Mızraklı kararını bozdu
19:24 Beştaş’tan AKP’ye: Asıl terörist, başkasının topraklarına göz dikenlerdir
19:14 Riha Tabip Odası: Fincancı serbest bırakılsın
18:25 HDP Gençlik Meclisi Sözcüsü Dağ: Gençler AKP-MHP’ye mecbur değil
18:20 Ceza İnfaz Kanunu maddelerini sıraladı: Tecrit insanlık suçudur
18:04 Kurtulan: Tecridi derinleştirerek savaşa sarılıyorsunuz
18:02 Fail Özten ve arkadaşının yargılandığı dava ertelendi
17:49 Genel Kurul’da tecrit gündemi: Sistematik işkencenin merkezi İmralı’dır
17:49 YDG: Meşru mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz
17:40 Meclis’te tecrit protestosu
17:38 Mühürlü şantiyede iş kazası
17:26 Meclis’te anadil gerilimi: Kürtçe konuşma kesildi
17:23 Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan halk buluşmasına çağrı
17:08 DTK ve DBP Bedlîs'te halkla bir araya geldi
16:52 Kerestecioğlu: HDP’ye kapatma davası AYM’nin rolünü belirleyecek
16:39 HDP’den MHP’ye ‘insan hakları’ cevabı: Haddinize değil
16:38 QSD: Saldırılarda hizmet kurumları hedef alınıyor
16:26 ODTÜ’lü akademisyen Mutlu beraat etti
16:25 İsviçre Abdullah Öcalan'a Özgürlük Komitesi’nden çağrı: Görüşme sağlansın
15:17 Belediye işçileri: Sorunumuzu çözmeyene oy yok
15:11 AKP ve İYİ Partililer arasında yumruklu kavga
15:03 Turan’dan bütçe yorumu: Türkiye Magna Carta’nın gerisine düştü
15:01 Şiddeti protesto eden sağlıkçılara soruşturma
15:00 Çiftçinin elektrik borcu 8.7 milyarı buldu
14:43 Adalet Nöbeti 146'ncı gününde
14:25 Güçevin’in katledilmesiyle ilgili bir kişi tutuklandı
14:11 ‘Dicle Üniversitesi’nde soykırım niteliğinde suç işleniyor’
13:59 Gazeteci Tunç beraat etti
13:54 Bahar Hezer anması: Cezasızlık katillere cesaret veriyor
13:22 Tutuklu gazeteci Değer’in ziyaretçi görüşüne ‘sakıncalı’ engeli
12:42 İşten çıkartılan 243 madenci eylem başlattı
12:29 Şenyaşar ailesi: Adalet yoksa herkes suçludur
12:28 Yandaş medyadan 'MİT' manipülasyonu
12:24 Aydoğan hakkındaki davanın düşürülmesi talebine ret
12:23 Abdullah Öcalan’ın avukatlarından yeni görüşme başvurusu
12:03 Türkiye'ye ait zırhlı araç anne ve çocuğunu ezdi
11:37 İran'da özgürlük ateşi büyüyor
11:25 Polis işkencesine maruz kalan HDP’li Eksik, Meclis’i göreve çağırdı
11:04 Adalet Nöbeti'nde Manap’ın yeniden tutuklanması protesto edildi
10:49 Kanser hastası tutuklunun ameliyatı erteleniyor
10:40 Kadınlar yerel yönetimlerde 'yeniden inşayı' esas alacak
10:30 Şadiye Manap’ın avukatı: Umut etme hakkı ihlal edildi
10:17 JİTEM tetikçisi Hamit Yıldırım’a 3 yıl 9 ay hapis cezası
09:36 Yürüyüşler için çağrı: Kürt halkının mücadelesi tecridi kıracak
09:23 7 yıl önce öldürülmek istenen gazeteci Türfent: Bu bedeli çoktan göze aldık
09:08 Bankalar kazanıyor, emekçiler kaybediyor
09:07 Seçilmişler: Cendereden çıkmak için İmralı bir şans
09:06 Rojava saldırılarında kazan-kazan politikası
09:05 Elektrik kullanıldığı saatte pahalı: Şirketler zenginleştiriliyor
09:04 Kamaç: Türkiye, Rojava politikasıyla çıkmaza girecek
09:00 06 ARALIK 2022 GÜNDEMİ