Gültan Kışanak: Halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz

img
ANKARA - Kobani Davası duruşmasında konuşan DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, kimseye kazandırmak ya da kaybettirmekle uğraşmadıklarını belirterek, “Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz” dedi. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında olduğu 18'i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Davası'nın duruşması görüldü. Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutukluluk incelemesi öncesi tutsak siyasetçiler savunma yaptı. 
 
Gültan Kışanak, tutuklu bulunduğu Kocaeli Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediyesi eşbaşkan adayı Kışanak, mahkeme salonunda seçmenine yönelik konuştu. Duruşmayı Ankara Büyükşehir Belediyesi eşbaşkan adayı Öztürk Türkdoğan’ın yanı sıra çok sayıda kişi izledi. 
 
Kışanak, adaylığı münasebetiyle yaptığı konuşma şöyle: “Çok uzun zamanlardır bu yargılama devam ediyor. Bizler açısından da heyet açısından da artık sağlık sorunları yaratılacak kadar işkence düzenine döndü. Onun için ben bugün sözümü çok uzatmayacağım. Fakat tabii ki bir seçim sürecindeyiz.  Ankara'dan Büyükşehir Belediyesi aşbaşkanlığına aday oldum. Bu vesileyle de birkaç söz söylemem gerekiyor. Öncelikle salonda bulunan herkesi, ailelerimizi, halkımızı, salonda bulunan arkadaşlarımızı, avukatlarımızı herkesi saygıyla ve sevgi ile kucaklıyorum. 
 
İSTANBUL NEWROZ’UNUN HEYECANINI YAŞADIK
 
Dün İstanbul Nevrozu vardı. Biz katılamadık ve çok da göremedik. Medya egemenlerin elinde olduğu için dışarıda ne olup bittiğini bir satırla dahi olsa göstermiyorlar. Ama biz İstanbul’daki Newroz’un coşkusunu, sıcaklığını, heyecanını burada yaşadık. Halkımızın Newrozunu kutluyorum, İstanbul'un Newroz’una katılan herkesi selamlıyorum. Bence İstanbul seçiminde söylenecek söz dün Newroz alanında söylendi. Ayın 21'inde de AMED Newrozu yapılacak. Şimdiden Amed Newrozuna, Amed halkına selamlarımı gönderiyorum. Amed Newrozu her zaman güçlü bir duruş sergilemiştir. Bu Newrozun da öyle olduğunu düşünüyorum.  Amed, üç kibrit çöpü ile kutlanan Newrozlara tanıklık ettik ve yeni bir dönemi açtı. 5 No’lu zindanındaki zulme son veren direnişin meşalesiydi. Yine Amed’in esmer çocukları, Kürt çocukları araba lastiklerini yakarak Newrozu kutladı. O günleri de yaşadık ve Amed buna da tanık.  O da başka bir dönemi işaret ediyordu ve yeni bir mücadele sürecinin meşalesiydi. 2012’de yasaklanma kalkışılan Newroz’a karşı barikatların nasıl yıkıldığına da tanıklı etti Amed ve yeni bir dönemin önünü açtı. 
 
2013 NEWROZU YENİ BİR SÜRECİN MEŞALESİNİ YAKTI
 
2013 Newrozu bu ülkede yepyeni bir sürecin başlamasının meşalesini yaktı. Amed halkı, Kürt halkı, Kürt halkının iradesi 2013 Newrozunda sözünü söyledi. Hala da o sözün arkasındayız. Hala da bu ülkede barış için, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için cezaevlerinde, mahkeme salonlarında, meydanlarda direniyoruz. Hep denir ya, son sözü direnenler söyler diye, Amed halkı bir kez daha sözünü söyleyeceğine inanıyorum. Selamlarımı, saygılarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Newroz pîroz be. Newrozumuz kutlu olsun. 
 
NEWROZUN ÖZEL ANLAMI VAR
 
Evet, Nevrozun Kürtler açısından daha özel anlamı var ama Newroz tüm Ortadoğu halklarının, Kafkas halklarının ortak bayramıdır. Bu anlamda son derece önemlidir. Demek ki bayramlarımızı ortaklaştırabiliyorsak, acılarımızı da çözümlerimizi de ortaklaştırabiliriz. Newroz baharın müjdeleyicisidir; kışın kara soğukluğuna karşı herkesin yüreğine sımsıcak umutlar müjdeleyen bir bayramdır. Bütün halklar için böyledir. Orta Doğu'daki Mezopotamya’daki tüm halklar için… Kafkasya’daki tüm halklar için Newroz baharın ve değişimin müjdeleyicisidir. O nedenle Newroz; mazlumların, ezilenlerin baharı, zalimlerin despotların kara kışıdır. Yaşamın özünde özgürlük vardır. Yaşam kazanacak, özgürlük kazanacak, Newroz kazanacak. Bir kez daha tüm halklarımızın Newroz bayramını kutluyorum. 
 
EŞİT KOŞULLARDA YARIŞIYOR OLMAM GEREKİRDİ 
 
Ben Ankara Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı adayı olarak adaylığımı ilan ettim. Yüksek Seçim Kurulu da bu adaylığı kabul etti. Şu anda resmi olarak bütün adaylarla eşit koşullarda yarışıyor olmam gerekirdi. Ama maalesef demokrasiye hiç yakışmayan engeller var. Olması gereken, bir belediye başkanı seçilme haklarına haiz bir insanım ve bu anlamda kampanya yürütebilme imkanıma sahip olmalıydım. Bunu engellediler. Öyle gözüküyor ki seçime kadar da böyle sürecek, belki de seçim sonrası da… 
 
HALKIMIZ KAMPANYAYI SAHİPLENİYOR 
 
Ama şimdi görüyorum ki Ankara'da kadınlar başta olmak üzere halkımızın her biri benden daha fazla bu kampanyayı sahiplenmiş gibi görünüyor. Kadın meclisimiz, kadın arkadaşlarımız, feminist kadınlar, dostlar yoldaşların her biri Gültan Kışanak olmuş, Figen Yüksekdağ olmuş, Ayla Akat olmuş, Ayşegül olmuş, Alp Altınörs olmuş… İsmini sayamadığım tüm arkadaşlarımızın görevini üstelenmiş, canla başla seçim kampanyasını yürütüyorlar. Kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum. Bütün arkadaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Barışa, demokrasiye, özgürlüklere inanan herkese teşekkür ediyorum. Kolay gelsin diyorum. Yolunuz açık olsun diyorum. Yolunuz açık olsun, barışa ve özgürlüğe çıksın diyorum. 
 
GÜÇLÜ BİR ÇIKIŞ YAPACAĞINIZA İNANIYORUM
 
Herkesin bildiği bir efsaneden kısacık bahsetmek istiyorum. Zümrüt'e Anka diye bildiğimiz Simurg kuşunun efsanesidir. Kuşlar aslında bütün kuşların özgürlük arayışına öncülük edecek Simurg kuşunu aramaya koyulurlar. Bin bir zorlu sınavdan geçer ve yedi vadiyi aşarlar. Yolda dökülenler de olur. Ama 30 kuş yola devam eder.  Sonunda Kaf Dağı’na ulaşırlar. Kaf Dağı’na ulaştıkların da aslında Simurg’un kendilerini özgürleştireceğini umut ederler. ‘O bizi özgürleştirecek, kurtaracak’ diye. Fakat vardıklarında biraz hayal kırıklığına uğrarlar. Gördükleri; bir dağın zirvesi ve gökyüzüdür. Bir ayna yüzlerine tutulur. Aynaya baktıklarında Simurg’u görürler. Aslında gördükleri kendileridir. Bu mücadele de böyledir. Bu mücadele bizim mücadelemizdir. Benim değil, hepimizin. Sizler birer Simurg yolcusu olarak özgürlüğünüzü arıyorsunuz. Ve başardığınızda göreceksiniz ki o özgürlük sizsiniz, biziz, hepimiz. Türkler, Alevler, Sünniler, Ezilenler, ötekiler, kadınlar, herkes… Herkes bu mücadelenin öznesidir, bu mücadelenin gerçek sahibidir. Bu yolculuğu hep beraber yapacağız, bu badireleri hep beraber aşacağız. O yüzden ben sizlerin Zümrüt Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğan bütün zulmü, karanlığı, kötülükleri geride bırakan güçlü bir çıkış yapacağınıza inanıyorum. 
 
Arkadaşlarımız burada oy kullanamayacaklarından bahsettiler. Yasa; tutukluların bulunduğu yerlerde oy kullanmalarını söylüyor. Asıl ikametgahınız neredeyse orada ancak oy kullanabilirsiniz diyerek bizlere, tutuklulara oy kullanma hakkını kısıtlıyorlar. Bu tamamen bir keyfiyet. Tamamen hukuksuzluk. Hukukla, yasayla hiçbir alakası yok. Bakın şuanda birçok il ve ilçemize on binlerce geçici güvenlik görevlileri naklettiler. Seçim sonuçlarını değiştirmek istiyorlar. Evet, bu memlekette hukuk askıya alınmış durumda, yargı siyasallaşmış hatta siyaset yargının yerine geçmiş durumda. Bunu biliyoruz. 
 
KİMSEYE KAZANDIRMAK YA DA KAYBETTİRMEK İLE UĞRAŞMIYORUZ
 
Başından beri çok net olarak kimseye kazandırmak ya da kaybettirmek ile uğraşmadığımızı belirttik. Kendimiz kazanmak için mücadele ediyoruz. Biz halkımızın kazanması için mücadele ediyoruz. Biz demokrasinin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz barışın ve özgürlüklerin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz kadınların, emekçilerin, yoksulların, ötekilerin kazanması için mücadele ediyoruz. Biz rantçıların, hırsızların kaybetmesi için mücadele ediyoruz. Biz bu ülkeye savaş dışında sanki bir seçenek yokmuş gibi dayatılan savaş politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Erkekler dışında kimse kentleri yönetemezmiş gibi zannedenlere karşı kadınlar olarak mücadele ediyoruz. Ötekilerle siyasetin gerçek öznelerini halkı, kadınları, yoksulları, emeklileri siyaset sahnesine davet etmek için mücadele ediyoruz. Amacımız gayet açık ve nettir. Kimse bunu çarpıtmaya, sağa sola çekmeye heves etmesin; ederlerse de halktan cevabını alırlar. 
 
MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞIYOR
 
Her iki taraf da bunu manipüle etmeye çalışıyor. Çünkü ikisinin de işine geliyor. Biri diyor onlarla anlaştı bir diğer diyor diğerleri ile anlaştı. Hiç kimseyle anlaşmadık.  Siz barış ve çözüm politikaları konusunda net bir tutum sergilemediğiniz sürece, demokrasi konusunda, kadın halkları konusunda net bir tuttum sergilemediğiniz sürece hiçbirinizle anlaşmayacağız. Biz demokrasi kulvarını genişletmek için mücadele edeceğiz. Siyasetin öznesi biziz. Biz bu sorunlarımız üzerinde birilerinin iktidar tepişmesi yapmasına izin vermeyeceğiz. Bu, ülkeye kaybettiriyor. Bu ülkeye barışı kaybettirdi. Bu ülkeye özgürlükleri kaybettirdi. Bu halkın temel özgürlükleriyle ilgili talepleri var. Bu konuda söyleyecek sözlü olmayanlar sürekli bu konuyu maniple ede ülkeyi ne hale getirdiler? Artık kendilerini de konuşamaz, söz söyleyemez hale geldiler. Çünkü her seçim döneminde yeniden Kürtlerin oylarını hatırlıyorlar maalesef. Hatırlamak zorundalar. Çünkü biz kendimizi hatırlatıyoruz. Halk olarak hatırlatıyoruz ve diyoruz ki bu ülkenin sahibi bu halklardır. Bu ülkenin sahibi ceplerini dolduran, iktidarlarını sağlamlaştırmak için de her türlü dalavereyi çevirenler değildir. Bunu bildikleri için hep seçim dönemi Kürtleri, Alevileri, kadınları hatırlarlar. Ama seçimden sonra unuturlar. Buna izin vermeyeceğiz. Bizi kimse unutamaz. Unutturamayacakları ve yok sayamayacakları bir noktaya geldik. Kritik eşitleri açtık. Hep beraber halk olarak büyük acılar yaşadık, büyük zorluklar çektik, büyük bedeller ödedik. Ama direndik, mücadele ettik ve özgürlük talebimizden vazgeçmedik. Demokrasi talebimizden vazgeçmedik. Bugünlere geldik. 
 
BİZİ GÖRMEK ZORUNDALAR
 
Uzun uzun anlatmayacağım ama kısaca birkaç satır başını ifade etmek istiyorum. Birincisi kritik eşikleri aştık derken şunu söylemek istiyorum; Halkın iradesinin önüne bir darbeciler seçim barajı koymuşlardı. Halkın iradesi seçim barajını anlamsızlaştırdı. Kürt sorunu konusunda demokratik bir söz söylemeye mecburlar. Çünkü başka bir çıkar yolu yok. Bizim şimdi mücadelemiz aşılan bu kritik eşitleri daha ileriye taşımak ve gerçekten de çözümü barışın, özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmaktır. Kritik eşitler aşıldı demin başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da bu memlekette çokça dayatılan tekçi zihniyete karşıydı. Artık bu tekçilik zihniyeti lafta retorikte kaldı ama pratikte aşıldı. Herkes ağzını açınca Kürtlerden, Alevilerden, kadınlardan, emekçilerden bahsetmek zorundalar. Hani siyaset yaparken, oy isterken bizi hatırlıyorlar ya, bunu yapmak zorundalar. Çünkü buradayız. Bir zamanlar köleliğin kalkması için mücadele eden siyahilerin çok güzel bir sloganı varmış o dönem. ‘Beni gör’ İşte biz buradayız, Ankara’dayız, gerekirse mahkeme salonundayız, gerekirse seçim meydanındayız, gerekirse Meclis kürsüsündeyiz. Bizi görmek zorundalar. Ülkenin gerçeği bu. Hakikati bu. Kimse bu hakikati tersine çeviremez. 
 
DİYARBAKIR’DAN ANKARAYA BARIŞ KÖPRÜLERİ KURACAĞIZ
 
Diyarbakır'dan Ankara'ya Ankara'dan dört bir yana barış köprülerini kuracağız derken bu hakikate işaret ediyorduk. Kadınlar barış siyasetine de öncülük yapacak, bu ülkenin sorunlarının çözümü konusunda büyük bir üç açığa çıkaracaktır. Başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da şiddet sarmalını kırmak meselesiydi. Gerçekten bu ülkede maalesef sorunları çözmek istemeyenler; sürekli ama sürekli sadece şiddet kullandılar. Bu şiddet sarmalığını kıracak bir duruşu açığa çıkarttık, çıkartmaya devam edeceğiz. Bu da önemli kritik eşitlerden birisidir. Bunu da yaşamasına rağmen kırmayı başarabilmiştir. Bütün kışkırtmalara rağmen hepimizin herkesin Türkiye'deki başta analar olmak üzere yüreğinde acılar var, kırgınlıklar var, sitemler var ama öfke yoktur. Bu bizim tutulacağımız en güçlü damardır. Nefret yoktur, öfke yoktur. 
 
HEPSİ DEM PARTİ İLE GÖRÜŞMEYE MUHTAÇTIR
 
Bu topraklar sevginin kucaklaşmanın da kadim topraklarıdır. Tarih boyunca defalarca başarmıştır. Bir kez daha başaracaktır. Ve biz sorunlarımızı siyaset yoluyla, diyalog yoluyla, barış yoluyla çözmek için daha güçlü bir irade açığa çıkartacağız. 94’te Demokrasi Partilileri (DEP) tutuklayıp hapishaneye gönderdiklerinde zorlu bir süreçti. Yaklaşık 13 yıl bu mücadele bazı sorunlar yaşandı. Meclis’ giden yolu açamadık. Fakat 2007’de bu yana halk iradesi kesintisiz olarak bir halk iadesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ortak vatanda demokratik cumhuriyet için kendisini var etmiştir. Kimse bu gerçeği yok sayamaz. Yok sayamayacaklar. İşte aşılan kritik eşiklerden biri de budur. DEM Parti’yi ne kadar kriminalize ederlerse hepsinden hepsi DEM Parti'yle görüşmeye muhtaçtır. CHP'si de muhtaçtır, AKP'si de muhtaçtır. Biz var oldukça halk bu iradesine sahip çıktıkça mecburlar. Kürt sorunu konusunda demokratik bir söz söylemeye mecburlar. Çünkü başka bir çıkar yolu yok. Bizim şimdi mücadelemiz aşılan bu kritik eşitleri daha ileriye taşımak ve gerçekten de çözümü, barışın, özgürlüklerin kapısını sonuna kadar açmaktır. Kritik eşitler aşıldı. 
 
VAR OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ
 
Emekçiler olarak, ezilen halklar olarak, yoksullar olarak, kadınlar olarak, Aleviler olarak, Kürtler olarak, bu ülkenin hakikati olarak varız, var olmaya devam edeceğiz. Ve siyaseti değiştirme gücü işte bu varlığındadır. Değişecekler. Biz değişimin derken, değişimin zamanı derken sadece kendimizle ilgili bir şeyden bahsetmiyoruz. Hakikate karşı duran herkes değişecek. Hakikat böyle bir şey. Onu ne kadar ötelersen ötele ne kadar örselersen örsele ne kadar üstünü örtersen ört, o gün yüzüne çıkar. Hakikat böyle bir şeydir. Bu ülkenin, bu kadim topraklarının hakikati de çoğunluğu ve yan yana barış içerisinde yaşama hakikatidir. Bu konuda kadın hareketleri gerçekten en açıcı bir pozisyondalar. Bundan sonra da bunu yapabilme gücüne ve imkanına sahipler. Çünkü feminist hareket, kadın hareketlerin sınıf, cinsiyet konusundaki bütün ötekileştirmelerin, bütün egemenlik ilişkilerinin birbiriyle akıver içerisinde olduğunu ve birbirlerini güçlendirdiklerini görüyorlar. Onun için bunu sorguluyorlar. Diyorlar ki biz her türlü ırk ayrımına, sınıf ayrımcılığına da, cinsiyet ayrımcılığına karşı da ortak bir mücadele yürütmeliyiz. Kesişim alanında bizim özgürlüklerimiz olmalı diyorlar. Ve bunun mücadelesini yürütüyorlar. Bu nedenle feminist hareket, kadın hareketleri bu ülkenin sorunlarının çözümünde öncü bir role sahiptir. Bu rolümüz kadar çok iyi oynadı. Bundan sonra da çok güçlü bir şekilde bu rolünü oynayacaktır. 
 
İşte biz Ankara, Diyarbakır'dan Ankara'ya Ankara'dan Türki’nin dört bir yana barış köprülerini kuracağız derken bu hakikate işaret ediyorduk. Kadınlar barış siyasetine de öncülük yapacak, bu ülkenin sorunlarının çözümü konusunda büyük bir üç açığa çıkaracaktır. Başka bir kritik eşit daha aşıldı. O da şiddet sarmalını kırmak meselesiydi. Gerçekten bu ülkede maalesef sorunları çözmek istemeyenler sürekli ama sürekli sadece şiddet kullandılar. 
 
BARIŞ KONUSUNDA YOL AÇACAĞIZ
 
Biz barış konusunda bir yol açacağız. Kimse bize o yolu bahşetmeyecek. O yolu biz açacağız. O yolu o köprüleri biz inşa edeceğiz. Biz kararlılıkla, dirayetle, sorumluluk duygusuyla Amed’den Ankara'ya, Ankara'dan Türkiye'nin dört bir yanına barış köprüleri inşa etmek için bu seçim sürecinde büyük bir emek veriyoruz, çalışıyoruz. Seçimden sonra bu mücadelemizi daha da büyüterek sonuç alacak yere kadar götüreceğiz. Hepinizi bu nedenle de kutluyorum. Başarılar. Diliyorum. 
 
BİR KONU DAHA VAR…
 
Bir konu daha var. Bu adaylık meselemle ilgili çokça da soruluyor. Gelen bütün röportaj sorularında ‘Nasıl bir yönetim, nasıl bir belediye düşünüyorsunuz’ diye soruluyor. Aslında bu yargılandığım yedi buçuk yıl boyunca her görüşmede anlatmaya çalıştım. Ortada halk adına halkın malına çöken bir yönetim anlayışı var. İşte biz buna itiraz ediyoruz. Yönetimin gerçek sahibi halktır. Benim diyenler halkla birlikte yönetilmelidir. Kadınlar o yönetimin tam ortasında merkezindeler. Emekçiler, mahalle meclisleri, sendikalar, dernekler kendini bütün dinamikleri yönetimle ortak olmalı. Söz ve karar hakkı olmalı. Gerektiğinde hesap sormalı. Gerektiğinde geri çağırmalı. Bu yapılırsa demokrasi inşa edilir, bu yapılmazsa sıfatlar değişir. 
 
GENÇLER GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE KATILMALI
 
Gençlere de küçücük bir sözüm var. Onu da söylemeden geçmek istemiyorum. Evet, genç yoldaşlar Genç arkadaşlar, sizler için ‘umudunu yitirdi’ ‘karamsar diyorlar. Ben buna inanmak istemiyorum. Ben inanmıyorum. Hani Newroz’un değiştirici gücünden bahsederiz ya, Newroz’un yolunuzu aydınlatan meşalesinden bahsederiz ya, o meşale, o sıcaklık sizin yüreğinizden var. Gençlik bu enerjisini lütfen esirgemesin. Bu enerjisi, bu sıcaklığını, bu heyecanlı coşkusunu daha fazla yüreğinde tutsak bırakmasın. Gençler bu seçimde hem seçim çalışmalarına çok güçlü bir şekilde katılmalı, sözünü iradesine açığa çıkarmalı, hem de sandıkta sabahlara kadar halkın oyuna, iradesine sahip çıkmalı. Seçimden sonra da gençliğin enerji coşkusuyla bu ülkedeki sorunların çözümü konusunda kadınlarla yan yana öncülük etmelidir.
 
Bütün genç yoldaşlarımı, genç arkadaşlarımı genç hemşerilerimi özellikle Ankara’daki gençlere saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Ankara bir gençlik şehridir. Ankara'yı hatırlamak Ankara'nın o değişimden devrimcilikten yanı olan gençlik günlerini hatırlamak gerekir diyorum. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Kolay gelsin. Yolunuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Başaracağız.”