8 Mart’ı direnişle karşılayan tekstil işçileri: Biz ‘hayır’ diyenleriz

Paylaş:
İZMİR - Sendikal hakları için 414 gündür fabrika önünde direnen Digel Tekstil işçisi kadınlar, “İnsanca, onurluca yaşamak ve çalışmak istiyoruz. Bu gidişe hayır demeliyiz ve biz o hayır diyenlerdeniz. Sesimizi duyurana kadar bir yere gitmeye niyetimiz yok” dedi. 
 
İzmir’in Gaziemir ilçesinde bulunan Ege Serbest Bölge'deki Digel Tekstil Fabrikası’nda çalışan işçilerin sendikal hakları için sürdürdüğü eylem 414’üncü gününe girdi. Çoğunluğunu kadınlardan oluşan işçiler, aylardır sendikal haklarının tanınması, işten atılan işçilerin geri alınması ve toplu iş sözleşmesi talepleriyle eylemlerini sürdürüyor. Kadın işçiler, sayılı günler kalan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü direnişle karşılıyor. 
 
Tekstil işçisi kadınlarla verdikleri mücadeleyi ve 8 Mart'ı konuştuk.  
 
‘KADIN BİR ÜLKENİN GELECEĞİ’
 
İşçilerden Nurdan Kılıç, 169 yıl önceki direnişin hala devam ediyor olmasının bir şeylerin değişmediğinin göstergesi olduğunu belirterek, "Eşitlik, adalet için mücadele etmemiz lazım. Kadın, bir ülkenin geleceğidir. Kadın olduğumuz için çalışırken daha çok baskılanıyoruz ve etrafımızdakiler duymasın diye susuyoruz. Ancak susmamız gerekiyor. Hakkımıza, varlığımıza sahip çıkmalıyız. Gücümüzün farkına varmalıyız ki mücadele edebilelim. Hiçbir alanda susmamamız gerektiğini biliyorum. Hakkımızı savunmalıyız. Her alanda kadın erkek eşit olmalı. Kadınlar susturulmamalı ve öldürülmemeli. Bütün kadınların Kadınlar Günü'nü kutluyorum. Gücümüzün farkına varmalı ve eşitlik, adalet için bir araya gelmeliyiz. Bir ülkenin geleceği kadınlara bağlıdır" diye belirtti.
 
‘KADINLAR GÜÇLERİNİN FARKINA VARMALI’
 
İş yerlerinde kadına yönelik baskıların azalması için caydırıcı yaptırımların olması gerektiğini söyleyen Tuğba Dinçel, bu olmadığı sürece sürecin değişmeyeceğini dile getirdi. Tekstil çalışanlarının çoğunlukla kadınlardan oluştuğunu vurgulayan Tuğba Dinçel, "Tekstil çalışanlarının yüzde 80-85’i kadınlardan oluşuyor. Daha çok mobing, baskı ve taciz uygulanıyor. Kadınları örseleme, ezme politikası izliyorlar. 8 Mart kadın demektir. Bir ülkenin geleceği kadınlardır çünkü yeni bir nesil doğuran onlar, çocuğa ilk eğitimi veren yine kadınlardır. Çocuğu 9 ay karnında taşıdıktan sonra büyütme evresinde de var. Bir nesli büyüten kişi kadındır. Kadınların bu güçlerinin farkına varmasını temenni ediyorum. ‘Birlikten kuvvet doğar’ diye boşuna demiyorlar. Kadınlar birlik olursa yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Kadın gülerse dünya güler, kadın gülerse herkes güler” ifadelerini kullandı.
 
'İNSANCA ÇALIŞMAK İSTİYORUZ'
 
İki yıllık Digel Tekstil işçisi olduğunu söyleyen Şengül Öztürk de, haklarını aradıkları için işten atıldıklarını söyledi. Kadın emeğinin görünmezden gelindiğini vurgulayan Şengül Öztürk, "Buna artık bir yerde ‘dur’ dememiz gerektiğini anladık. Yıllardır süregelen bir istismar diyebilirim. Yaşadıklarımızı kızlarımız, çocuklarımız, kardeşlerimiz yaşamasın diye yola çıktık. İnsanca, onurluca yaşamak istiyoruz. Baskıya, mobinge ve tacize uğramadan insanca çalışmak istiyoruz. 8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü, 150 yıl önce tekstil kadınlarının direnişiyle ilan edildi. 150 yıl geçti üzerinden ama direniş ve mücadele hala devam ediyor. Talepler yine aynı. 8 Mart'ta ne yaşandıysa aslında üstü örtülerek bugüne kadar geldiğini düşünüyorum. O günkü sömürülen kadınların çığlığını duymayanlar bugün de duymuyorlar. Ama biz bu sessiz çığlığı haykırmaya, herkesin duymasını sağlamaya geldik. Sesimizi duyurana kadar da hiçbir yere de gitmeye niyetimiz yok. Fabrikamızın yüzde 85'i kadınlardan oluşuyor. Ama şirket yönetiminde çoğunlukta erkek var” diye belirtti. 
 
'BU GİDİŞATA HAYIR DEMELİYİZ'
 
Şengül Öztürk, şöyle devam etti: “Erkek yöneticilerin uyguladığı baskı ve tacize göz yummak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü göz yummadığınızda yerinizden ediliyorsunuz. Performanslarınız sorgulanarak işten çıkarılmaya kadar gidiyorsunuz. Örgütlenmeliyiz, birlik olmalıyız. Bu sorunları çıkaranlara karşı dirayetimizi korumalıyız. Bu gidişe bir hayır demeliyiz. Biz o hayır diyenlerdeniz. Şirketlerde tacizlerle, baskılarla iş yapılmayacağını, insanca çalışma ortamı sağlamak zorunda olduklarını anlamak zorundalar. Kadınlar susmamalı, emekleri göz ardı edilmemeli. Bu evde olsun, tarlada çalışan işçi olsun, muhasebenin başında hesap yapan kadın olsun, fabrikada çalışan işçi olsun fark etmiyor. Emeğimizi göz ardı edemezler. Bize saygısızlık yapamazlar. Kadınlığımızla, anneliğimizle ve onurumuzla oynayamazlar.”